Uzaklardan

Bir süredir buralardayım, ülkeme uzaktan bakıyorum…
Biraz canım sıkılıyor, biraz özlüyorum ama karşılaştırmadan edemiyorum… Her uzaklaştığımda olduğu gibi…
Arada unutuyorum nerde olduğumu… Kafam dalgın yürüyorken, hemen bir detay hatırlatıyor bana huzurlu ve güleryüzlü insanların diyarındayım…
Misal sabah erkenden uyanıp bir yürüyüş yapalım dediğimizde, eğer yolda çöpleri alan belediye çalışanı bizi selamlıyor, naber diyorsa diyorum evet bu ara Istanbul’da değiliz.
Trafikte heyecan, korku, gerilim yaşamıyoruz, geç kalma korkusu zaten yok ona değinmiyorum bile, arazi müsait, yollar geniş, o başka mevzu ama dahası kimse şeridime geçer yolumu alır hakkımı yer derdim de yok.
Markette tanımadığım dili anadilim olmayan insanlarla selamlaşır şakalaşırken, ya da yanımdan azıcık yakın geçen herkesten “Excuse me” cümlesini duyarken diyorum evet doğduğum, büyüdüğüm, özlediğim şehrimde değilim…
Gelir gelmez bir taşınma işimiz vardı, yerleşme işleri sırasında bir sürü randevulu usta ile muhatap olduk, interneti, elektriği, koltuğu, kapı tamircisi… Vaktinde gelen, gelmeden arayan, müsait misin diye soran, hal hatır soran, işini detaylı bir şekilde yapan ertesi gün arayıp herşey yolunda mı diye şahsen soran insanlar… Bir de sıcak memleket burası aslında ama onlar evimizden çıkarken evde ne koku kaldı ne dağınıklık… Aynı süreci kısa süre önce bir ev bir ofis taşıyarak yaşadığım Istanbul’da nasıl atlattım bir ben bir ev halkı bilir… Sinir harbi… Sormayın, dün babam aradı, müjde vermek için, Ağustos ayında taşındığımız güzel evimize Şubat ortası itibariyle internet altyapısı bağlanmış sonunda. Şükür…
Yıllardır gelir giderim, burda sistem değişmez… Sanki herşey insanların hayatını kolaylaştırmak için gelişirken benim ülkemde sistem gelişir gelişmesine ama ne hikmetse insan faktörü değişmez haliyle stres azalmaz…
Teknoloji derseniz burda fazlasıyla hayatın içinde ama insanların güleryüzünü almış değil… Mesela haftalardır yolda yürürken mesajlaşan kimseyi görmedim. Parkta oturan,  yürüyen, koşan insanlar, gülümseyen insanlar var… Üniversite bölgesine gidiyorum, yok kafası telefonuna gömülü gençler burda da yok…
Herkes mi mutlu, kimsenin mi sorunu yok diyorum… Onu bilemem hayat hepimiz için iniş çıkışlarla dolu ama bu ülkenin insanları iletişim uzmanı… Yine de işimin ne olduğunu öğrenip oracıkta tavsiye almaya çalışmak yerine benimle çalışmak için nasıl randevu alması gerektiğini soran her seviyeden insanla tanışıp duruyorum. Şaşırıyorum, bir de yanındakine tavsiye edince, biliyor musun, onunla çalışmalısın diye… Alışmışım eğitimi gizli tutmak isteyen şirketlere, danışmanlığı saklamak isteyen yöneticilere… Kültürel farklılık bu olsa gerek…
Ne yazık ki Türkiye’de bir şey yanlışsa eksikse düzeltilmeli tutumu var,  biri iletişim danışmanlığı alıyorsa iletişim bilmediğindendir, imaj danışmanlığı alıyorsa imajını yönetemediğindendir…Aksi olamaz mı? Olduğundan daha iyi olmak , kendini daha doğru anlatmak, isteyemez mi? Öğrenmenin, iyileşmenin sınırı yok, öğrenmeden utanmayın n’olur…
Bu yazı halklailiskiler.com’da  da yayınlanmıştır.

Suna Kabadayı Hakkında;

No description. Please update your profile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>